AYŞEM SUNAL

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

AYŞEM SUNAL

Mesaj  Admin Bir Salı Şub. 23, 2016 2:57 pm


http://www.aysemsunal.com/

Genç kuşaktan başka bir uluslararası dansçımız Ayşem Sunal’dır. 1972 yılında doğmuştur. Belçika Kraliyet Balesi’nde başdansçı olarak alkışlanan sanatçımız, topluluğuyla Türkiye’ye gelmiştir.

Ayşem Sunal, Ankara Devlet Konservatuarı’nı bitirdikten sonra “Uluslararası M. Ohya Yarışması”nda finale kalmış, Lüksemburg Yarışması’nda ise dördüncü olmuştur. Joseph Lazzini, Paolo Bartoluzzi, Attilio Labis, Menio Martinez, Peter Anastos gibi seçkin koreograflarla çalışan dansçımız, Raymonda’daki “Pas de Deux” başarısını izleyen yıllarda Almanya, Japonya, Norveç, Çin, İspanya, Bulgaristan, ABD, Singapur, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere’de üstün performansıyla hayranlık uyandırmıştır.








YENİHABER
Belçika'da gerçek bir bale sultanı Türk;Ayşem Sunal

Bir teklif üzerine Belçika´ya gelen ve balede başrol oynayan Ankaralı Ayşem Sunal boş zamanlarında kedilerine,tazılarına ve fillerine bakıyor..

Belçika´da dil konusunda sıkıntılar yaşayan sanatçı Ayşem Sunal ´ Belçika vatandaşlığını almak istemedim.Ama vize işkenceleri beni Belçikalı olmaya mecbur etti´ demeyi de ihmal etmedi.

BELÇİKA´ nın Anvers Kenti´nde bale çalışmalarını sürdüren Türk kızı Ankaralı Ayşem Sunal, bale dolu yaşamının ardında kalan zamanları nasıl değerlendirdiğini ve diğer yaşam kesitlerini Yenihaber´e anlattı.
Ayşam Sunal ile  bir yağmurlu ve soğuk Belçika gününde Anvers´te buluştuk. Kahvelerimizi  laflarımızın arasında yudumladık. Bazen Ankara´ya,bazen Japonya ve bazen de Kenya´ya uzanarak  farklı bir hayat  öyküsünün ipuçlarını  arayıp bulduk ve not ettik.

Ankara doğumlu
ANKARA  doğumlu (1972), Ayşem Sunal sanatçı  bir ailenin kızı. Belçika´daki yaşamı ve diğer çalışmaları hakkında bakınız Yenihaber´e neler anlattı:
´Ablamda bale sanatçısıydı. Kısacası balenin içinde doğdum diyebilirim.. Ailemin karşı çıkmasına  rağmen 10 yaşında Ankara Konservatuar imtihanlarına girdim. Anadolu Liseleri imtihanlarını da kazınmıştım. Ablamın eşinin yardımı ile konservatuara girdim. Beş yılda  eğitimimim tamamladım. Ankara Devlet Opera ve Devlet Balesi beni Japonya´ya bir yarışma için gönderdi. Orada bir uluslar arası bale yarışması vardı. Bir jüri üyesi benimle yakından ilgilendi. Bu  Bugünkü direktörüm olan Belçikalı Robert Denvers´ten başkası değildi. Bu tanışma aynı zamanda   Belçika´ya taşınmamın da başlangıcını oluşturdu.

Japonya´da birincilik
Japonya´da partnerim ile birinci olduk. Burada çeşitli teklifler aldım. Ancak Belçika´dan gelen teklif karşısında, Denvers´e  düşünmem gerektiğini söyledim. Babama da Belçika´dan bir teklif gelmiş, ama annemle yeni tanıştıkları için o Belçika´ya gelmemişti..Bende gelen teklifi kendilerine götürdüm. Babam bana´ kızım ben Belçika´ya gidemedim.Sen git´ diyerek destek oldu. Kaderimizde Belçika varmış. İlk iki üç sene zor oldu. Lisan açısından tabii ki.. 1992 Ocak ayında Belçika´ya geldim. Tam sezon ortasındaydı. İlk yıl çok zor geçti. Ama annem beni yalnız bırakmadı.  İlk baş rol oyunu  6 ay sonra verdiler.

Belçika´yı temsil ettim
Çalışmalarım sürüyordu.Bu arada  Lüksemburg´a yarışmaya gittim. Bu defa Belçika´yı temsil ettim. Orada ikincilik aldım. Daha sonra Belçika Kadınlar Derneği,  2000 yılının sanatçısı seçti. Sonra yine bir dergi tarafından yılın en iyi beş sanatçısı arasında gösterildim. Moskova´da düzenlenen ´Dansçı Oskarları´na aday gösterildim. Orada dans ettim ve Onur ödülü kazandım ( 2003).  Başta Belçika olmak üzere Almanya ve  diğer ülkelerde gösterilere çağrılıyorum. Balenin en zor kesitlerinden birini alıp, bu gösterilerde onu sergiliyorum. Bu bizim için ekstra bir durum oluyor. Sanatçı dünyası ile iç içe oluyoruz. Sonra Çin´e davet edildim. 2005 yılında tamamen dolu bir sezon geçirdim. 20-30 temsil sonrası Belçika´da çalışmalarımı tamamlamak istiyorum. Bu bağlamda 2006 yılının da aynı dolulukla geçtiğini söyleyebilirim. Yani biraz daha uluslararası platforma açılmak istiyorum. Türkiye´den de davet aldım.

Kedi, köpek ve fil hastasıyım
Balenin dışında, kedi ve köpek hastasıyım. Evde iki Van ve bir siyah kedim var. Onları çok seviyorum. Türkiye´de köpeğim vardı. Babama bıraktım. Kedilerimden küçük olanın adı, Fernan,diğerinin adı ise Jülei. Hayvan sevgisi bende doruk noktasında,  kedi ve köpek derken, fil beslemeye de başladım. Kenya´da iki fili evlat edindim. Eee filler tabii Kenya´da duruyorlar. Onların bir yıllık masraflarını veriyoruz. Her ay bize video ile sağlık durumlarını  bildiriyorlar. Onları da uzaktan ve video görüntülerinden seviyorum. Birinin adı, Mevaka ve diğerinin adı ise  Salaman. Hemen bu işin masrafı nedir diyenler olur. Hemen açıklayayım;benim gibi uzaktan bu filleri evlat edinenler ,masrafları ortak karşılıyoruz. Bir fili bir kişinin bakması elbette zor. Bir fil için yılda, 170- 300 Euro ödüyoruz.

Siz hiç tazı sevdiniz mi?
Tabii ki hayvan sevgimiz bununla da bitmiyor.İnanamayacaksınız, daha önce köpekleri seviyorum demiştim ya, bu farklı bir sevgi.. Ya ´tazı sevgisi´ denebilir.. Belçika´nın çeşitli kentlerinde  tazı dernekleri var.Bu derneklerin bakımını üstlendikleri ve Belçika´ya getirdikleri tazılar İspanya ve İngiltere´de yarışlarda kullanılıyorlar. Çok hızlı koşuyorlar tabii. Ama bu tazıları sonra bir yere kapatıyorlar. Çünkü performansları düşen tazıları ya yakıyorlar, ya da ölene kadar bir bakım yerinde bakıyorlar. İşte Gent´te ki  bu dernek ile ilişkim var.Onların üyesi oldum. Boş zamanlarımda oraya gidiyorum. Üye arkadaşlarımla birlikte tazılar için çalışıyorum. İspanya´dan İngiltere´den getirilen bu tazılara bakıyoruz. Ayrıca  grup olarak bu konuda neler yapabiliriz diye düşünüyoruz.

Gezmeyi seviyorum
İşte Evde kedileri, Gent´te tazıları ve Kenya´da filleri olan bir balerinim. Bunun dışında gezmeyi de seviyorum. Ama vakit az olduğu için başta Anvers olmak üzere kent merkezini ve alış veriş merkezlerini gezmeyi seviyorum. Bunlardan büyük keyif ve zevk alıyorum.

İnadım tutmadı
Önceleri Belçika vatandaşlığını istemdim. Beş yıl böyle kaldım. Ama çok vize işkencesi çektim. Sonra Belçika vatandaşlığını almak zorunda kaldım. Şimdi bir sıkıntı yok. Zamanın Anvers Başkonsolosu İhsan Sakarya benimle çok ilgilendi. Hiçbir eserimi kaçırmadı. Bu yıl Bodrum Festivali´nde dans ettim. Orada bile beni takip etmeyi ihmal etmedi. Onunla görüşmemiz sürüyor. Kendisine çok minnettarım.

Destekleri çok güzel
Burada ünlü bir caddeye çıktığım zaman herkes beni tanıyor. Bu da hoşuma gidiyor.Özellikle Türklerin bana olan ilgi ve sevgisi benim Belçika´daki yaşamımda çok önemli bir yer tutuyor. Onlarla hasret gideriyorum. Çok ve yoğun çalışmalar arasında bu ilgiler bana pozitif enerji veriyor.
Yabanda Türkiye´yi temsil etmek  çok önemli ve anlamlı. Bir Türk olduğumu öğrenenler şaşırıyorlar. ´Türkiye´de bale var mı?´ diyenler oluyor.  Bunu öğrenenler bana daha fazla ilgi gösteriyorlar´ diyor.
****

EFNAN ATMACA
İSTANBUL - İstanbul'un yeni 'Giselle'i Ayşem Sunal. Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olduktan sonra bale kariyerini 14 yıl boyunca Belçika'da sürdüren Sunal, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sahneleyeceği 'Giselle' balesiyle Türkiye'ye döndü. 14 yıl boyunca birçok uluslararası başarıya imza atan Sunal'la bu geri dönüşü ve oldukça 'parlak' kariyerini konuştuk.
Babası Türkiye'nin ilk baletlerinden Hüsnü Sunal, annesi balerin Evin Sunal ve ablası yine Ankara Balesi'nde primabalerin Zeynep Sunal (Odabaşı) olan Ayşem Sunal aile geleneğini onların tüm itirazlarına rağmen devam ettirip balerin olduktan sonra Japonya'da düzenlenen bir yarışmaya gitmiş: "Japonya'ya bale yarışmasına gittim. Finale kaldım. Mehmet Balkanlı'dan sonra finale kalan ilk Türk oldum. Hatta kadın olarak ilk ben finale kaldım. Finalden sonra Belçika Kraliyet Balesi'nin direktörü bana teklifte bulundu. Hatta bizi yarışmaya götüren Meriç Sümen benim İngilizcem yeterli olmadığı için tercümanlığımı yapmıştı. 1992'de Belçika'da çalışmaya başladım".
'Cinderella ve Coppelia' balesinde başrolü üstlenen Sunal ertesi yıl solistliğe ve primabalerinliğe yükselmiş. 14 yıl boyunca da Belçika Kraliyet Balesi'nin sahnelediği neredeyse tüm temsillerde başrolde sahneye çıkmış. Belçika Kraliyet Balesi'nin yanı sıra birçok toplulukta konuk dansçı olarak görev yapmış Sunal. Aralarında bale dünyasının Oscar'ı olarak kabul edilen Prix de Benois da olmak üzere önemli ödüllere aday gösterilmiş ve çoğunu da kucaklamış: "1998'de Dance Magazine tarafından dünyanın en iyi beş balerini arasında gösterildim. Lüksemburg Bale Yarışması'nda halk tarafından birinci, jüri tarafından ikinci seçildim ve jüri özel ödülü kazandım. Beş yıl önce Belfast Bale Festivali'nde festivain yıldızı seçildim. 2003'te Bolşoy'da balenin Oscar'ı sayılan Prix de Benois'ya aday gösterildim. Onur Ödülü kazandım. Geçen yıl 'La Bayadere'deki rolümle Belçika'da yılın sanatçısı unvanını kazandım".
Ancak o tüm bu başarılara rağmen mütevazılığını koruyup "Doğru zamanda doğru yerdeydim. Kazandığım ödüllerin çoğunu özgeçmişimi Türkçeye çevirirken hatırladım. Balede önemli olan yetenek kadar moral. Her zaman sizden yetenekli birileri vardır ancak çok çalışır, moralinizi yüksek tutarsanız sonuna kadar gidersiniz" diyor. Elbette bu başarıların bir de bedeli olduğunu söylüyor Sunal: "Kültür ataşesi gibi yaşadım. Almanya'dan, Japonya'ya, Rusya'dan, Çin'e bale olan her ülkeye gittim. Dans ederek tüm dünyayı dolaştım. Yılda 137 temsile çıktığım oldu. 10 yıldan sonra yaşınız ilerleyince yorgunluk artıyor".
Sunal'ı Türkiye'ye getiren sebeplerden biri yorgunluk. Ancak daha önemlisi dünyanın en önemli koreograflarından öğrendiklerini, bale hakkında bildiklerini paylaşmak: "İki yıl önce annem bir rahatsızlık geçirdi ve ben yanında olamadım. İlk neden bu. Ancak eşim Belçika'da sanat direktörüydü. Bana 'Belli bir yaşa geldin. Şu anda bir karar vermen gerekiyor. Ya hayatımızın geri kalanını Avrupa'da geçireceğiz ya da şimdi Türkiye'ye gideceğiz bir süre dans edecek sonra da bildiklerini gelecek nesillere geçireceksin' dedi. Çok büyük bir bilgi yükü var bende. Değişik koreograflarla çalıştım. Onları kendime saklamak egoistlik olur diye düşündüm. Şu anda Türk balesine dansçı olarak hâlâ yedi-sekiz yıl hizmet verebilirim."

'Türkiye öğrenmeye aç'
Eşi Robert Denvers'a Beyhan Murp-hy bale başöğretmenliği teklif edtmiş. Sunal ise bu yıl Mimar Sinan'da vereceği repertuvar dersleriyle yavaş yavaş eğitimciliğe ısınacak: "Türkiye'deki dansçılar öğrenmeye çok açlar. Tüm dünya değişti. Daha hızlı bir bale var artık. Ben bile modernize yaptığım şeylerden daha çok keyif alıyorum. İtalyan müzik direktörü var İstanbul Operası'nda, benim eşim geldi baleye. Bu dokunuşu vermek için buradalar. Bugünden yarına değişecek diye bir şey yok ama bir süreç başladı. Ben de bunun örneğini gösteriyorum. Çalışırken bunu yapmış birini görmek onlar için avantaj".
Daha önce iki kez Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde konuk sanatçı olarak dans eden Sunal İstanbullu baleseverlerin karşısına 10 Aralık'ta çıkacak ilk kez. Yurtdışıyla ilişkileri devam eden ve konuk sanatçı olarak temsillerde rol almaya devam edecek olan Sunal'ı İstanbullularla buluşturacak 'Giselle' rolünün de kendisi için ayrı bir önemi var. Çünkü onu primabalerinliğe yükselten rol 'Giselle': "Başbalerinliğe yükseldiğim rol bu benim. İstanbul'a geldik. Beyhan Murphy listeyi yaparken 'Giselle'le başlayacaksın dedi. Sihirli bir rol bu benim için. Şansım Giselle'den."

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2392
Kayıt tarihi : 01/04/08

Kullanıcı profilini gör http://muzicfe.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz